Epstein davasının yaşayan, hapiste olan ve ceza alan tek insanı dünyanın en güçlü isimleriyle akşam yemeği yiyordu, krallarla arkadaştı ve jet sosyetenin parlayan yıldızıydı. Ancak bugün, bir federal hapishanede 20 yıllık cezasını çekiyor. Jeffrey Epstein’ın ‘sağ kolu’ olarak bilinen Ghislaine Maxwell kimdir? Sadece bir suç ortağı mı, yoksa bu karanlık ağın asıl mimarı mı? Beş soruda, buzdağının görünmeyen kısmı…
Ghislaine Maxwell kimdir?
1961’de Fransa’da doğan ve İngiltere’de büyüyen Maxwell; Ofxord gibi elit okullarda eğitim aldı, aristokrasi, siyaset ve medya çevrelerinin içinde yetişti. Çekoslovak asıllı İngiliz yayıncılık devi Robert Maxwell ve özellikle Holokost alanında araştırmalar yapan akademisyen Elisabeth Maxwell’in en küçük çocuğuydu.
Doğumundan birkaç gün sonra, 15 yaşındaki erkek kardeşi bir araba kazasında ağır yaralandı ve 1968’deki ölümüne kadar komada kaldı. Annesinin 1994’te yayımladığı bir anı kitabına göre Ghishlaine, kardeşinin bu durumundan dolayı hayatının ilk birkaç yılında ebeveynleri tarafından neredeyse tamamen ihmal edildi ve görmezden gelindi. Henüz yeni yürümeye başlayan bir çocukken, Ghislaine bir keresinde annesinin karşısına geçip “Anne, ben buradayım. Ben varım” demişti. O andan itibaren dokuz kardeşli bu ailede, ebeveynlerinin tüm ilgisi ona yöneldi ve babasının en sevdiği çocuğu oldu.
Öyle ki genç bir kadın olduğunda cemiyet hayatının olduğu her davette, babasına o eşlik etti. Hayatı boyunca “arka planda ama merkezde” olmayı başardı. Onu tanıyanlar; sosyal zekâsı ve insanları yönlendirme becerisi konusunda hemfikir. Her partiye renk katan, şen şakrak, çok iyi bir mizah anlayışı olan, karizmatik ve özellikle bel atlı espriler yapmaktan hoşlanan capcanlı bir insan olarak tanımlanıyor.
Babası kimdi ve nasıl öldü?
Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Çekoslovakya’da dünyaya gelen ve asıl adı Jan Ludvik Hoch olan Robert Maxwell, II. Dünya Savaşı sırasında ailesinin büyük bölümünü Holokost’ta kaybetti. 1940 yılında İngiltere’ye kaçtı ve Britanya Ordusu’na katıldı. Savaşta gösterdiği başarısı nedeniyle cesaret madalyasıyla ile ödüllendirildi. Savaştan sonra Britanya vatandaşlığı aldı ve adını Robert Maxwell olarak değiştirdi. Bu dönem, onun hem yeni bir kimlik inşa ettiği hem de ileride kuracağı güç ağlarının temelini attığı yıllardı.
1980’li yıllara gelindiğinde Maxwell, Britanya medyasının kalbine yerleşti. Mirror Group Newspapers’ı satın alarak Daily Mirror ve Sunday Mirror gibi yüksek tirajlı gazetelerin sahibi oldu. Ancak onun medya patronluğu, klasik bir yayıncı profilinden çok uzaktı. Editoryal süreçlere doğrudan müdahale ediyor, gazeteleri yalnızca ticari değil aynı zamanda siyasal bir güç aracı olarak kullanıyordu. Çalışanlar arasında baskıcı, otoriter ve korkuya dayalı bir yönetim tarzıyla tanındı. Adı kısa sürede ‘medya baronu’na çıkmıştı.
Robert Maxwell kızına o kadar düşkündü ki 55 metrelik lüks motoryatına bile onun adını vermişti: Lady Ghislaine
Ancak kaderin bir cilvesi olarak en sevdiği çocuğu, onun dolaylı olarak ölümüne yol açtı. Baba Maxwell, 1991 yılının Kasım ayında ‘Lady Ghislaine’ teknesiyle Kanarya Adaları yakınlarında dolaşıyordu. Tekne çalışanları bir sabah uyandığında Robert Maxwell’i teknede bulamadı ve onun Atlas Okyanusu’nun karanlık sularına düştüğü (ya da birileri onu o sulara ittiği) anlaşıldığında ise sadece bir ceset değil, tarihin en büyük dolandırıcılık skandallarından biri de su yüzüne çıktı. 68 yaşında hayatını kaybeden Robert Maxwell’in, kendi çalışanlarının emeklilik fonlarından tam 526 milyon sterlin çaldığı görüldü.
Ve vasiyeti doğrultusunda, Kudüs’te bulunan Zeytin Dağı Yahudi Mezarlığı’nda toprağa verildikten sonra arkasında devasa borçlar, istihbarat bağlantısı iddiaları ve etik dışı finansal ilişkiler bıraktı. Ghislaine Maxwell’in güçle kurduğu problemli ilişkinin, bu mirasla şekillendiği sıkça dile getiriliyor.
Babasının ölümünden sonra hayatı nasıl değişti?
Robert Maxwell’in ölümünün ardından aile serveti çöktü. Babasının sağlığında Avrupa ve ABD elitleri arasında rahatça dolaşan Ghislaine Maxwell, Robert Maxwell’in ölümünden sonra Londra merkezli sosyal çevresini hızla kaybetti. Maxwell ailesi İngiltere’de neredeyse dokunulmaz kabul edilirken, skandal sonrası bu koruma tamamen ortadan kalktı. Ghislaine için bu dönem hem ekonomik hem de sosyal anlamda bir statü kaybı anlamına geliyordu.
Bu noktada Maxwell, rotasını ABD’ye çevirdi. New York’a yerleşmesi, yalnızca coğrafi değil; kimliksel bir kopuştu. İngiltere’de “Maxwell’in kızı” olarak tanınan Ghislaine, Amerika’da kendini yeniden konumlandırmaya çalıştı.
Tam da bu dönemde kendine yeni bir Robert Maxwell buldu. Zengin ama “arka planı belirsiz” bir figürle yolları kesişti: Jeffrey Epstein
Babasının yanında kazandığı o sofistike “kapı açma” yeteneğini, bu kez Epstein’e kurban taşımak için kullandı. Epstein, Robert Maxwell’in daha rafine, daha sessiz ama çok daha karanlık bir versiyonuydu.
Epstein zengindi, ancak Maxwell’in tanıdığı insanlara henüz erişimi yoktu ve sosyeteye girmemişti. O dönem Maxwell’in paraya, Epstein’in de nüfuza ihtiyacı vardı. Robert Maxwell halkın parasını çalmıştı; Ghislaine ise Epstein ile birlikte genç kızların geleceğini çalacaktı.
Jeffrey Epstein’le ilişkisi neydi?
1992-1997 yılları arasına tarihlenen ilk tanışıklıkları romantik bir ilişki olarak başladı. Epstein maddi güç ve gizemli bir statü sunuyordu, Maxwell ise aristokrat bağlantılar, kültürel sermaye ve sosyal zarafet getiriyordu. Tanık anlatılarına göre bu dönem, hızlı bir yakınlaşma, birlikte yaşama ve yoğun bir birliktelik içeriyordu. Bu dönemde çift, aynı evlerde yaşadı, birlikte seyahat etti ve New York’un üst sınıf sosyal çevrelerinde birlikte görünür oldu. Ghislaine ona gerçekten aşık gibi görünüyordu ve arkadaşlarıyla olan sohbetlerinde sadece ondan bahsediyordu.
Ghislaine Maxwell bu süreçte yalnızca “sevgili” değildi; Epstein’in sosyal takvimini düzenliyor, davetli listelerini oluşturuyor, ev içindeki düzeni kontrol ediyordu. Mahkemelerde yıllar sonra dinlenen bazı tanıklar, sevgililik döneminde dahi ev ortamında rahatsız edici davranışların bulunduğunu ifade etti.
Bu durumu en iyi anlatan tanıklıklardan biri şu; Maxwell, 1997’de yazar Christina Oxenberg’i arayıp evinde buluşmasını ve hayatını anlatacağı kitabını yazmasına yardım etmesini istedi. Hakkındaki her şeyi öğrenebilmesi için bir yıl boyunca kendisiyle yaşamasını teklif etti. Jeffrey’nin onunla evlenmesini istediğini ve bu kitapla onu daha iyi tanıyacağını ifade etti.
Konuşmanın bir yerinde dünyanın en iyi doktorlarınca Jeffrey’e teşhis konulduğunu; günde üç kere orgazm olması gerektiğini ve ona günde üç kız getirdiğini söyledi. Sebebini ise şöyle açıkladı: “İhtiyaçlarına yetişemiyorum! Arabayla dolaşıp, Jeffrey’nin tipi olan kızları arıyorum. Sonra da birkaç yüz dolara ona masaj yaparlar mı diye soruyorum.”
Yaklaşık beş yıl süren romantik ilişkileri zamanla başka bir bağa dönüştü. Artık sevgili değillerdi. Ancak bu ayrılık, iki isim arasındaki bağın kopması anlamına gelmedi. Aksine, sevgililikten sonra başlayan dönem, bugün mahkeme kararlarıyla “suç ortaklığı” olarak tanımlanan ilişkinin en belirleyici ve en karanlık evresi oldu.
Bu süreçte Maxwell’in rolü, duygusal bir partnerlikten çıkarak operasyonel, yönetsel ve aracı bir pozisyona dönüştü.
Epstein ilk defa 2008 yılında, Florida’da reşit olmayanlarla fuhuş suçlamaları kapsamında hafifletilmiş bir anlaşmayla mahkum edildi. Ancak ömür boyu hapis cezasıyla karşı karşıya kalabileceği federal suçlamalardan kurtuldu ve bunun yerine 18 aylık bir hapis cezası aldı. Bu sürede haftada altı gün günde 12 saat ofisine gitmek için “işe gidip gelme” izni almıştı. 13 ay sonra şartlı tahliye ile serbest bırakıldı.
Bu, kamuoyunun Epstein’in suçlarıyla ilk kez geniş ölçekte yüzleştiği andı. Bu süreçte Maxwell, Epstein’le bağını koparmadı, kamuoyuna açık biçimde onu savunmadı ancak özel hayatta temasını sürdürdü.
Bu durum, yıllar sonra savcılar tarafından şu soruyla yeniden gündeme getirilecekti:
“Bu noktadan sonra Maxwell’in masumiyeti mümkün müydü?
Epstein’in ölümünden sonra hangi suçlardan mahkum edildi?
Epstein’in ilk mahkumiyetinden sonra Maxwell, giderek daha az görünür oldu. Medyaya röportaj vermedi, kamuoyuna açık etkinliklerden çekildi ve Epstein’in etrafında oluşan koruma çemberinin sessiz bir parçası haline geldi.
Bu dönemde Epstein özel jetlerle seyahat etmeyi sürdürdü, mülklerinde benzer düzene devam etti ve Maxwell perde arkasında kaldı. Bazı gazetecilere göre bu, bilinçli bir stratejiydi: Maxwell’in görünmezliği, yapının daha az dikkat çekmesini sağlıyordu.
Epstein’in 2019’da ikinci kez tutuklanması, ani bir polis operasyonundan çok, yıllara yayılan bir yeniden inceleme ve kamuoyu baskısının sonucuydu. 2008’de Florida’da aldığı hafifletilmiş ceza sonrası büyük ölçüde dokunulmazlık kazanan Epstein, bu kez federal düzeyde ve çok daha ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldı.
Bu tutuklama, yalnızca bir kişinin yakalanması değil; ABD adalet sisteminin geçmişteki bir hatayı telafi etme girişimi olarak da yorumlandı.
6 Temmuz 2019’da Epstein, Paris’ten döndüğü özel jetiyle New Jersey’deki Teterboro Havalimanı’na indiği sırada FBI ajanları tarafından gözaltına alındı. Ve bu tarihten 35 gün sonra cezaevinde ölü bulundu. Bu süre boyunca Epstein, kefalet talepleri reddedilmiş şekilde yüksek güvenlikli federal gözaltında tutuluyordu. Ölümü, dava henüz yargılama aşamasına gelmeden gerçekleşti ve küresel çapta tartışmalara yol açtı.
Epstein’in tutuklandığı günlerde Ghislaine Maxwell resmen suçlanmamıştı, hakkında çıkarılmış bir yakalama kararı yoktu ve hukuken serbest bir kişiydi.
Ancak bu, Maxwell’in dosyada “önemsiz” olduğu anlamına gelmiyordu. Aksine, mağdur ifadeleri ve geçmiş tanıklıklar nedeniyle Maxwell, savcılar açısından kilit bir figür olarak değerlendiriliyordu. Hukuki açıdan fark şuydu: Maxwell henüz iddianame düzenlenmeden önceki aşamadaydı.
Ancak Epstein’in ölümüyle davanın ana sanığı ortadan kalkmıştı. Böylece kamuoyu dikkati doğrudan çevresindeki isimlere, özellikle de Maxwell’e yöneldi ve medyada sıkça “Maxwell nerede?” sorusu sorulmaya başlandı.
Tam 11 ay boyunca kendisinden haber alınamayan Maxwell’in birçok pasaportu olması sebebiyle dünyanın herhangi bir yerinde olabileceği düşünülüyordu. 58 yaşındaki Maxwell, 2 Temmuz 2020’de New Hampshire’da federal ajanlar tarafından gözaltına alındığında telefonunu alüminyum folyoya sarılı bir şekilde bulmuşlardı. Medya bunu açıkça konumunu gizlemeye çalışması olarak değerlendirdi. Bu noktada artık iddianame hazırlanmış, suçlamalar netleştirilmişti. Maxwell, Epstein’in suçlarını bilerek ve isteyerek kolaylaştırmakla itham ediliyordu. 2021 yılında New York’ta görülen davada toplam altı suçlamanın beşinden ceza aldı.
Reşit olmayanı yasa dışı cinsel faaliyet için seyahate teşvik etme komplosu, Reşit olmayanı suç teşkil eden cinsel faaliyete götürme/taşıma komplosu, reşit olmayanı suç teşkil eden cinsel faaliyet için taşıma, reşit olmayanın seks ticareti ve seks ticareti komplosundan ceza alırken; reşit olmayanı yasa dışı cinsel faaliyet için seyahate teşvik etme suçundan beraat etti.
20 yıl hapis cezası alan Maxwell, hapis hayatına Florida’daki Federal Correctional Institution, Tallahassee’de başladı. Ancak 2025 yazında, federal yetkililer tarafından Federal Prison Camp, Bryan (Texas) adlı düşük güvenlikli cezaevine nakledildi. Bu tesis, diğer federal cezaevlerine göre daha az yoğun güvenlik önlemleriyle biliniyor ve bazı kaynaklar Maxwell’in burada, normalden daha “rahat” koşullarda kaldığını öne sürüyor.
2026 Şubat ayında Maxwell, ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi önünde ifade vermeye çağrıldı. Ancak oturumda Amerikan Anayasası’nın 5. Maddesi kapsamındaki “susma hakkını” defalarca kullandı ve soruları yanıtlamayı reddetti.
Maxwell, halihazırda hükmün ve cezanın bozulması için hukuki mücadelelerini sürdürüyor. Ayrıca avukatları aracılığıyla Donald Trump’tan af talep ettiğini açıkladı. Bu talepte Maxwell, özel şartlar altında ifade verebileceğini belirterek cezasının hafifletilmesini istiyor. Trump’ın bu tür taleplere yaklaşımı belirsiz olmakla birlikte, Maxwell’in ceza indirimine ilişkin talepleri kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.