Eski Kadın Voleybol Milli Takımı Kaptanı Selcan Çağlar: Sahadaki sporcunun bacağına çivi atarlardı

Eski milli oyuncu Selcan Çağlar 1960’lı yıllardan itibaren voleybol için hem sahada hem de saha dışında savaşan kahramanlardan. 1970’lerin sonunda bile salonları dolduran seyircilerin yüzde 99’u erkekti. Karikatür dergilerinde sporcuları cinsel obje gibi göstermeye çalışan çizimler yayımlanıyordu. Gazeteler oyuncuların yere düştüğü anların peşindeydi. Voleyboldaki dönüşümü Selcan Çağlar anlatıyor

Bugün tıklım tıklım dolan salonlarda binlerce kız çocuğunun izlediği ‘Filenin Sultanları’ efsanesi, bundan 50 yıl önce koca bir sessizliğin ve önyargının ortasında başladı. 1960’lı yılların Alman Lisesi’nde spor dersi zili çaldığında kız öğrenciler üçer aylık sağlık raporlarını idareye sunar, kenarda oturup ya ders çalışır ya da vakit öldürürdü. Şort giyip sahaya çıkmayı göze alan yalnızca iki Türk kızı vardı. Biri, geleceğin voleybol milli takım kaptanı Selcan Çağlar’dı.

O yıllarda bir kız çocuğunun spor yapması, hele ki akşamüstü girip çıkması zor olan bakımsız salonlarda ter dökmesi aileler için büyük bir endişe kaynağıydı. Selcan Çağlar’ın voleybol sevdası önce Galatasaray’da başladı ancak kulüpte ne bir sistem ne de disiplin vardı.

Fabrikalar Durağı’ndaki o salon

Kader çarkı 1966 yılında, Levent’teki Fabrikalar Durağı’nda döndü. Eczacıbaşı, üretim tesislerinin yanına bir spor salonu ve kreş inşa ederek Türk sporunda ilk kez bir özel sektör yatırımı başlattı. Türk voleybolunun mimarı Cengiz Göllü, Galatasaray’da fark ettiği Selcan Çağlar’ı milli takıma, ardından da Eczacıbaşı’na kazandırdı. Eczacıbaşı’nın sunduğu imkanlar dönemin şartlarına göre uzay çağı gibiydi. Isıtılan bir salon, antrenman öncesi yemek yeme imkanı ve disiplini sağlayan cüzi bir maaş. Diğer mahalle takımları haftada iki gün idman yaparken Eczacıbaşı dört idman yapıyor, her sezon başı otobüse binip Bulgaristan’a gidiyordu. Güçlü Bulgar takımlarından mağlubiyetler ala ala uluslararası seviyeye yükseldiler. Eczacıbaşı Türkiye’de üst üste 17 yıl şampiyon olarak kırılması imkansız bir rekora imza attı.

Adapazarı’ndaki bir Türkiye Şampiyonası maçında, seyirciler U çivileri servis atan oyuncuların bacaklarına fırlatmış, bir sporcunun bacağından kan süzülerek oynadığı görülmüştü.

 

Sirk seyircisinden karikatür kavgasına

Ancak sahadaki bu dominasyon, toplumun bakışını bir gecede değiştirmedi. 1970’lerin sonunda salonları dolduran seyircilerin yüzde 99’u erkekti ve kimsenin voleybolun kurallarından haberi yoktu. Tribünler, şortlu kadınların yere yatıp kalkmasını bir sirk gösterisi izler gibi takip ediyordu. Medyadaki tablo ise daha sancılıydı. Karikatürlerde sporcuların adı veya yüzü yer almıyor, sadece cinsel obje olarak kurgulanmış anonim kadın çizimleri yayınlanıyordu. Gazetelerde oyuncuların maç esnasında yere düştüğü en uygunsuz pozisyonların fotoğrafları basılıyordu. Selcan Çağlar ve arkadaşları gazetecilerin kapısına dayanıp, “Bizi sporcu kimliğimizle haber yapın” diyerek yıpratıcı bir mücadele verdi.

1999 Avrupa Kupa Galipleri Şampiyonası’nın şampiyonluk maçı. Eczacıbaşı Bursa’da ilk kez Avrupa şampiyonluğu yaşadı. Soldan sağa Oya ve Bülent Eczacıbaşı, Füsun ve Faruk Eczacıbaşı.

 

Tarihi makas değişimi

Tarihi kırılma 1980 yılında yaşandı. Eczacıbaşı Kadın Voleybol Takımı, Şampiyonlar Ligi’nde Avrupa ikincisi oldu. Selcan Çağlar tarihi makas değişimini şöyle anlatıyor: “O günden sonra baldırı çıplaklar statüsünden bacı statüsüne geçtik. Ankara’daki Bahar Kupaları’nda salonlar dolup taştı, yine gelenlerin çoğu erkekti ama olsun, esnaf sokakta saygıyla kenara çekilip bize yol vermeye başladı. Tribünler bize şarkı söylemeye başladı, ‘Esmerim biçim biçim’ gibi şeyler söylüyorlardı ama yine de olsun.”

1981’in başında Sedat Simavi dahil tüm spor ödülleri toplandı. Mithat Paşa (İnönü) Stadyumu’ndaki bir futbol maçının devre arasında ilk kez tek tip kurumsal kıyafetleriyle resmi geçit yapan takımı binlerce kişi ayakta alkışladı. Gazeteci Kahraman Bapçum o gün tarihi bir not düştü: “Atatürk’ün Türk kadını için pek çok hayali vardı ama sporcudan pek bahsetmemişti. İşte nihayet Atatürk’ün kızları olarak bu hayal de gerçek oldu.”

Adapazarı’ndaki bir Türkiye Şampiyonası maçında, salonun kirişlerinden sarkan seyircilerin lastik uçlarına taktıkları U çivilerini servis atan oyuncuların bacaklarına fırlattığı, bir sporcunun bacağından kan süzülerek oynadığı karanlık günler geride bırakıldı.

1996’da Selcan Çağlar’ın da içinde yer aldığı Voleybol Federasyonu reformlarıyla altyapı hiyerarşisi kuruldu ve veri analizleri başlatıldı. Dünya 34.’sü olan milli takım, 2003’te Ankara’da Avrupa ikincisi oldu. TRT yayınlarıyla coşan kız çocukları salonlara aktı; tek bir başarılı maçın ardından Eczacıbaşı altyapısına bir haftada 450 kız çocuğu başvurdu.

Selcan Çağlar, yarım asrı aşan bu büyük serüveni tek bir cümleyle özetliyor: “Biz bu yola çıktığımızda yol yoktu. Azimle, disiplinle çalışarak kadın sporcuyu bu topluma kabul ettirdik. Kadın voleybolu, Cumhuriyet tarihindeki en büyük kadın hareketidir.”