Göz rengini değiştirmek bir zamanlar sadece bilimkurgu filmlerinde karşılaştığımız bir fanteziyken, bugün estetik dünyasının en çok konuşulan trendlerinden biri haline geldi. Ancak bu çarpıcı işlemin kökenleri sanıldığından çok daha eskiye, Milattan Sonra 2. yüzyılda Bergama’da yaşayan Romalı hekim ve filozof Galen’e kadar uzanıyor.
Başlangıçta korneası beyazlamış ve görme yetisini tamamen kaybetmiş hastaların sosyal hayatta kendilerini daha rahat hissetmeleri için bir “göz dövmesi (tattoo)” mantığıyla uygulanan bu yöntem, uzun yıllar boyunca hekimlerin kör olmuş hastalara adeta bir ressam gibi göz çizdiği zorunlu ve tıbbi bir uygulamaydı. Modern tıpta geçmişi 10-12 yıl öncesine dayanan bu hassas teknik, teknolojinin de gelişmesiyle birlikte son 4-5 yıldır Avrupa ve Amerika’da salt estetik amaçlı göz rengi değiştirme operasyonlarına evrilerek büyük bir yaygınlık kazandı.
Türkiye’de de yaklaşık 2-2,5 yıldır başarıyla uygulanan bu ‘keratopigmentasyon’, yani korneanın boyanması işlemin detaylarını, estetik boyutunu, risklerini ve tıp dünyasındaki yankılarını konunun uzmanı Dünyagöz Hastanesi’nden Dr. Baha Toygar ile konuştuk.
Tıbbi bir zorunluluk nasıl estetik bir trende dönüştü?
Sürecin evrimi lazer teknolojisindeki gelişmeler sayesinde oldu. Biz katarakt ve miyop ameliyatlarında “femtosaniye” lazerleri halihazırda kullanıyorduk. Ayrıca Keratokonus hastalarında kornea içine tünel açıp halka yerleştirerek hastalığı durdurmayı zaten başarıyorduk. Sonrasında “Korneası sağlam ve görme sorunu olmayan kişilerde bu lazerle tünel açarak göz rengini değiştirebilir miyiz?” fikri ortaya atıldı. Bu işlemin güvenilirliği kanıtlanınca, olay tamamen estetik amaçlı göz rengi değiştirmeye evrildi.
2000’li yıllarda yapay iris implantları veya lazerle renk açma gibi işlemler de vardı bildiğim kadarıyla. Onların farkı neydi?
O yöntemler göz için gerçekten sıkıntılı ve tehlikeli dönemlerdi. Yapay iris implantları ilk çıktığında estetik amaçlı değildi; Dr. Koch tarafından Bosna ve Libya gibi yerlerde savaşta gözü parçalanmış insanlara tıbbi amaçla üretilmişti. Ancak sonradan bu implantları estetik için kullanmaya kalktılar. Bu materyaller göze takıldığı andan itibaren göz tansiyonunu yükseltiyor, kornea endoteline ve görme sinirine kalıcı hasar vererek hastayı körlüğe kadar götürebiliyordu. Bu son derece tehlikeli ameliyatlar maalesef ünlü isimlere bile yapıldı ancak günümüzde terk edildi ve o implantların çoğu gözlerden geri çıkartıldı.
Günümüzde riskli olan ama halen kullanılan bir yöntem ise irise atış yapan lazer depigmentasyon yöntemi. Bu yöntemde iristeki renk veren pigment lazerle dağıtılıyor. Ancak bu da çok problemli; öncelikle renge hakim olmak imkansız, ne renk çıkarsa bahtınıza kalıyordu. Çok pahalıydı ve seanslarca sürüyordu. En büyük tehlikesi ise göz içine dağılan bu pigmentlerin göz tansiyonuna, yani kalıcı glokoma yol açmasıydı. Çünkü göz tansiyonu, glokom dediğimiz hastalığın çeşitli türleri var; onlardan birisi de pigment dispersiyon sendromu. Yani pigment dağılmasına bağlı bir glokom var zaten doğal olarak oluşan. Biz bunu insan eliyle yaratmış oluyoruz.
Peki sizin kullandığınız yöntem nedir?
Bizim kullandığımız güvenli yöntemin adı “keratopigmentasyon”, yani korneanın boyanması işlemi. Bir çeşit dövme boyası kullanılıyor. Göz için Fransa’da özel olarak üretilmiş, bu iş için gerekli olmasa bile CE onaylı dövme boyaları kullanıyoruz.
Gözün en dışındaki şeffaf tabaka olan korneaya femtosaniye lazerle mikroskobik bir tünel açıyoruz. Merkezlemeyi tamamen kusursuz biçimde lazerle sağladıktan sonra, açılan bu tüneli özel aletlerle hastanın yapısına göre biraz da manuel olarak genişletip pigmenti veriyoruz. Görmeyi sağlayan merkezdeki 4,5 milimetrelik alanı ise boyamadan tamamen boş bırakıyoruz.
Dışarıdan bakıldığında doğal duruyor mu? Hastaların estetik beklentilerini yönetmek zor oluyor mu?
Sosyal mesafeden bakıldığında tamamen normal bir göz gibi görünüyor ve işlemin yapıldığı asla anlaşılmıyor. Ancak mikroskopla veya fotoğrafı çok fazla büyüterek yakından bakarsanız boyanın partiküllerini görebilirsiniz; tıpkı bir ressamın tablosuna çok yakından bakınca fırça darbelerinin görünmesi gibi. Doğal renkli gözlerde de yakından bakıldığında sarı, kahverengi veya yeşil noktacıklar vardır.
Ben hastaları ameliyattan önce kendi gözlerinin mikroskobik fotoğraflarını göstererek uyarıyorum. Çünkü işlemi yaptırıp üç gün sonra gözünü mikroskopik düzeyde inceleyerek “Şurada boya az, burası şöyle” diyen hastalar olabiliyor.
Riskleri, komplikasyonları var mı? Örneğin ileride katarakt ameliyatı olmaya engel mi?
İşlemi steril ameliyathane koşullarında yaptığımız için enfeksiyon çok çok nadirdir. En sık karşılaştığımız komplikasyon “fotofobi” dediğimiz ışık hassasiyetidir. Bu durum birkaç ay sürebilir ama kalıcı değildir. Işık hassasiyeti özellikle rengi beğenmeyip gözüne ikinci kez dokundurtanlarda daha sık görülüyor.
O yüzden ben bütün hastalara baştan diyorum ki, hatta sınırımı da aşıp espri yapıyorum, “Şımarıklık nedeniyle tekrar ameliyat yapmıyoruz.” Yani 3 gün sonra “bu daha açık olsun, daha koyu olsun” demeyin, yapmayın bunu diyorum. En azından bir 6 ay bir göz rahat etsin, dokunulmasın. Onun dışında kalıcı bir görme kaybına veya gözlük numarasında değişikliğe neden olmuyor.
Tabii ki bu bir tattoo boyası, dövme boyası olduğu için zamanla aynen normal dövmede olduğu gibi koyulaşma, kararma olabilir. Eski göz rengine dönmüyor aslında asla, yine gözü renkli ama hastaya göre biraz koyulaşmış olabiliyor. Bu her zaman için tekrar uygulanabilir bir şey ama pek gereken bir şey de değil. Normal tattoo boyası gibi düşünelim. İ
İlerleyen yaşlarda yaşanabilecek olası bir katarakt ameliyatına da engel değildir; sadece katarakt cerrahının işini bir miktar zorlaştırdığı ve yapan hekimin çok tecrübeli olmasını gerektirdiği kesindir.
İşlem süresi ne kadar?
Tüneli açtığımız lazer kısmı sadece 10-11 saniye sürüyor. Ancak işlemi tamamen bitirmek, manuel müdahaleler ve düzeltmelerle birlikte iki göz için ortalama 45-60 dakikayı buluyor. Süreden ziyade bizim için önemli olan kenarların ve göz bebeği sınırının son derece muntazam görünmesidir; bu işlem cerrahi olduğu kadar aynı zamanda sanat ve hassasiyet de gerektiriyor.
Beklenmedik renkler veya ilginç isteklerle gelen hastalarınız oluyor mu?
Kesinlikle. Benim asıl alanım katarakt ve refraktif cerrahi olduğu için bu işin estetik kısmına alışmam başta tuhaf geldi. Doğada olmayan kırmızı veya mor gibi renkleri yapmıyoruz. Ancak çok ilginç vakalarımız var; örneğin Rus bir hastam, doğuştan mavi olan gözlerini bir Türk oyuncuya benzemek istediği için ısrarla kahverengiye çevirtmek istedi.
Yine mavi gözlü bir Türk erkek hastam da daha iyi görüneceğini düşünüyordu. Dedim ki beni ikna etmen lazım bunu gerçekten istediğine. Uzun uğraşlar sonucunda ikna ederek gözlerini kahverengi yaptık. Ve hakikaten de çok haklıydı, inanılmaz yakıştı.
Tıp dünyasından size “sağlam göze müdahale edilmez” diye tepki gösterenler oldu mu?
Tıptaki her yenilikte benzer süreçler yaşanır. Örneğin lazer teknolojileri ilk çıktığında da dönemin büyük hocaları tarafından kongrelerde aşağılanmıştı, ama bugün lazeri herkes kullanıyor.
Elbette bilimsel platformlarda her türlü eleştiriye açığım ve vakalarımızın sonuçlarını bilimsel yayın olarak da tıp literatürüne sunuyoruz. Bilimsel olmak kaydıyla her türlü tartışmaya her türlü platformda ben çıkarım
Benim için katarakt cerrahisi her zaman ruhumu dinlendiren bir sanattır, keratopigmentasyon ise beni zorlayan ama bir o kadar da heyecanlandıran yepyeni bir “challenge” oldu.
En merak edilen şeye gelelim, bu işlemi yaptırmanın ücreti nedir?
Avrupa’da 8 bin Euro civarında, Türkiye’de 350 bin TL bandında.
