“Fakiriz diye elimize raket alamaz mıyız?

Şanlıurfa’nın 700 nüfuslu Sarıbal köyü, bir beden öğretmeninin öncülüğünde tenise merak saldı. Eşi ve kızıyla beraber raket sallayan Eyüp Karakeçi “Diğerleri ayıptır diye oynamıyor. Kadın da olsa erkek de olsa spor spordur sonuçta!” diyor

“Silahlara bu kadar para bastırılacağına, köylere, kasabalara tenis kortları yapılsaydı da kadın erkek, çoluk çocuk, boş zamanlarda potularla şalvarları çıkarıp beyaz şortlar giyerek, tenis oynasalardı daha iyi olmaz mıydı? Şimdi dostların ağzından kocaman bir ‘Hoppalaa’ çıktığını duyar gibi oluyorum… Peki niye hoppalaaa? Bizim köylülerin tenis oynaması neden bu kadar yadırgatıcı geliyor bizlere? 25 mi, 30 mu, 40 mı milyarlık silahlarla silahlanmaya hoppalaa değil de, tenis oynamaya mı hoppalaa? Ayrıca tenis kortlarının yanında birer rustik Amerikan bar açılırdı, köylüler oyundan sonra güle oynaya, eğlene şakalaşa, birer şişe şampanya patlatırlardı oralarda…Yine mi olmadı? Bizim köylüyle şampanya da kafamızda bile yan yana gelemiyor mu?”

Bu sözler yaklaşık 40 yıl önce, gazeteci-yazar Çetin Altan’ın ‘Şeytanın Gör Dediği’ köşesinde çıkmıştı. Üstelik bir kere de değil. Altan sık sık yazılarında bir milletin gelişmişliğinin köylere kurulacak tenis kortları sayesinde artacağını söylerdi. Bırakın 40 yıl öncesini, şimdi bile tarif ettiği bu manzaraya “Hoppalaaa” diyecek olanlar vardır ve olmaya da devam edecektir. Biz yine de “enseyi karartmayalım” zira Çetin Altan’ın bu hayali -yanında bir Amerikan bar olmasa da- gerçekleşti.

Eski köye yeni icat

Şanlıurfa’nın doğusunda, İpek Yolu üzerine kurulmuş, tarihte birçok kez yıkılıp yeniden inşa edilen ve ismi ‘harap şehir’ anlamına gelen bir kentte gerçekleşti bu hayal. Viranşehir’in, resmi verilere göre 700 nüfuslu Sarıbal Köyü’nde kadın erkek, çoluk çocuk tenis oynuyor. Biz de kalktık, bu sporcuları yerinde görelim ve hikayelerini kendi ağızlarından dinleyelim dedik.

Beden eğitimi öğretmeni Yusuf Avcıbaşı pandemi zamanında Sarıbal Köyü’ne, ailesinin yanına gidiyor. Okullar kapalı, seyahat etmek de zor derken, köyde yeni bir ‘icat çıkartıyor’. Şanlıurfa gönüllü tenis elçisi şapkasını takarak köy halkına yeni bir spor dalı öğretmek istiyor.

Şehirlilerin karantina günleri evde ekmek yapmayı öğrenerek geçerken, köylüler mesafeyi koruyan bir spor olan tenisi öğrenmeye başlıyor.

Evlerinin önüne çizdikleri çizgiler ve file olarak kullandıkları bir iple başlayan tenis macerasının videosunu sosyal medyasında paylaşan Yusuf Hoca, bir sürprizle karşılaşıyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı köye yapılacak bir tenis kortu sözü veriyor ve kısa zaman içinde de tamamlanıyor.

“Köyde en iyi benim hanım oynuyor” diyor Sarıbal sakinlerinden Eyüp Karakeçi: “Diğerleri ayıptır diye oynamıyor. Niye ayıp olsun ki, kadın da olsa erkek de olsa spor spordur sonuçta” diye de ekliyor.

Eşi Fatma Karakeçi’ye “Tenis zengin sporu diyorlar” dediğimde verdiği cevap insana kuvvet veriyor: “Öyle bir şey yok. Neden zengin sporu olsun ki, fakirler oynayamaz mı? Biz fakiriz diye o raketi elimize alamaz mıyız? Alırız tabii ki, değil mi? Aslanlar gibi alırız. Çekinmeyin, gelin oynayın. Utanacak bir şey yok. Belki diyorlar ki bütün insanlar bizi görse ayıp olur. Ayıp değildir, öyle bir şey yok. Hem hayvan bakıyorum hem çocuk bakıyorum hem de dikiş dikiyorum. Yanı sıra tenis de oynuyorum.”

“Biz de tam olarak bu algıyı kırmaya çalışıyoruz işte” diye ekliyor Yusuf Hoca. Öyle ki görev yaptığı okulda üç kız öğrencisi okul müsabakalarında il ikincisi olmuş. Öğrencilerinin hayalleri arasında turnuvalara katılıp, Zeynep Sönmez gibi milli sporcu olmak var. Viranşehirli çiçeği burnunda tenisçilerin de dünyada takip ettiği tenisçilerin başında da Zeynep Sönmez’in yanı sıra Rafael Nadal ve Roger Federer var.

“Kameralar gidince unutulduk”

“Her şey iyi hoş tabii ama kameralar köyden gittiğinde, herkes unutuyor bizi. Buraya soyunma kabini ve gece aydınlatması yapacaklarını söylediler ama kimse yapmadı. Gündüz yazın burası 40 derece oluyor, biz nasıl oynayalım?” diyor bir başka tenisçi Ahmet Avcıbaşı.

“Kameralar gittikten sonra” dediği zamandan beri beş yıl geçiyor. Fileleri yırtılmış, tenis topları bitmiş, raketleri yırtılmış… Ama bu hikayenin yarım kalmasına gönlü razı gelmeyenler de çıkmış. Türkiye Tenis Federasyonu ana sponsoru Türkiye İş Bankası konudan haberdar olunca Şanlıurfa Viranşehir’e yeni bir file ve malzeme gönderimi yaptı.

İşte tam burada sözü tekrar Çetin Altan’a bırakmanın tam sırası:

“…Ve böyle bir yazıyı iki yüz yıl sonra kazara okuyan bir Urfalı, yazıdaki düşsellik dozunun hangi oranda olduğunu hiç anlayamayacaktır. Tütünsüz ama elektronik dumanlı piposunu içe içe uzay dolmuşuna binerken:

Vaktiyle amma da kakavan adamlar yaşamış bizim ülkede, geleceğin düşselliği diye yaza yaza tenis kortunu yazmışlar ancak, diyecektir.

Haklı da olacaktır. Ve bu aynen böyle olacaktır.”